|
4
Padişahın, cariyeyi tedavi eden hekimlerin aczini görerek mescide gitmesi ve Hak katında yalvarırken uyuya kalması ve rüyasında gayb müjdecisi Allah hekimi ile müjdelenip Allah’ın yardımıyla muradının hâsıl olması
Padişah bu işte hekimlerin aczini görünce yalın ayak mescide koştu.
Mescide mihrabın önüne geldi. Secde yeri gözyaşlarıyla doldu.
İbret nuru, gözünü aydınlatınca Allah’a hamd ü sena eyledi.
“Ey, en küçük ihsanı dünya mülküne bedel olan Rabbim! Açık ve gizli her şey sana malumdur.”
“Bütün ihtiyaçlarımızı gören sensin, fakat ben istek yolunda yanıldım.”
“Sen, gerçi kul hata eyler buyurdun ve açık, gizli ne varsa bağışladım, dedin.”
Padişah, can u gönülden coşunca, ilahi lütuflar denizi de coştu.
Ağlayıp dururken uyuya kaldı. Rüyasında bir pir görüp gelecekten haberdar oldu.
O dedi ki, “Ey padişah! Dileğin kabul oldu. Yarın sana bir yabancı gelecek.”
“O yabancı, hem iyi bir hekim, hem de doğru ve emin bir kişidir.”
“Tedavisinde keramet vardır. Onun kemali Hakk’ın kudretiyledir.”
Şah, uyanarak kendine gelince, gaybdan gelen vaad ile neşelendi.
Padişah, bu gizli sırrın zuhuru için pencere önünde beklemeye koyuldu.
Gördü ki, fazıl, âlim birisi; gölge içinden güneş gibi belirmiş gelmektedir.
Uzaktan hilal gibi parlamakta (erişmekte) hayal gibi kâh görünmekte, kâh kaybolmaktadır.
Ruh gibi hayal de gizlidir. Bu dünya da o hayallerden biridir.
Dünya halkının cengi de, sulhu da, övünmesi, utanması da hep bir hayalden ibarettir.
Velilere tuzak olan hayaller, Allah’ın bahçelerinin ay yüzlü güzellerinin bir akisleridir.
Padişah, rüyasında görmüş olduğu hayali, misafirin yüzünde temaşa etti.
Onu, kendisi bir yavermiş gibi karşıladı.
Gayb âleminden gelen bu misafiri övdü.
İki aşk denizinin birleştiği görüldü. Misafir ve ev sahibi dost oldu.
Padişah, “Asıl sevgilim sendin, o cariye değil. Fakat dünyada daima iş, işi gösterir.”
“Ey pir! Sen bana Mustafa (sav)’sın. Ben de senin hizmetine kemer bağlamış Ömer gibiyim” dedi.
|