Ey dost, senin adını anmak, güzel yüzünü görmeye, seyretmeye engel olmaktadır. Yüzünün nüru, yanağının şimşeği latîf çehreni perdelemektedir. Dudaklarını tahayyül edince, dudaklarından mahrum kalıyorum. Bu yüzdendir ki, dille, dudakla, dudaklarının güzelliğini söylemek, onları hayal etmek, dudaklarına perde olmuştur.
"Bu ruba'îde, gönül gözü ile, baş gözünün ifade edilmektedir."
233
Dostun varlığının, sana açılıp aydınlanmasını istiyorsan özün içine gir, de-riden vazgeç! Dost, öyle bir zattır ki, etrafında kat kat perdeler var. 0, kendi varlığına gark olmuş, iki cihan da onda gark olmuştur.
234
Ey can! Senin gönlünden, benim gönlüme bir yol vardır. Benim gönlüm, o yolu araştırmak hususunda uyanıktır. Çünkü gönlüm, berrak, duru su gibi hoştur. Berrak, duru, saf su ise aya ayna tutar.
" Burada saf, lekesiz, temiz gönülde Hakk'ın tecellîsi belirtilmektedir."
235
Padişahın çadırına girip, onun huzuruna çıkmak mutluluğuna eren kişi,¦ bu saadete ancak padişahın lütfu ile, keremiyle, ihsanıyla ulaşır. Her çeşit kendinden geçişte, sen şaha ulaşabilir misin? Buna imkan var mı? Her kendinden geçişin ötesinde Hakk'a varmak için daha binlerce yol vardır.
236
Hakikata vakıf olan, bu yolu tanıyan her aziz can, bilir ki, başa ne gelirse gelsin hep ondan gelmektedir. Onun takdir tezgahından çıkmaktadır. Dünyadan ve hadiselerden niçin şikayet ediyor ve dünyayı suçluyorsun? Bu dünya kendi dönmesinden sorumlu değildir, günahı yoktur.
237
Herhangi bir süret, herhangi bir güzel gelir, görünürse, ondan daha güzelinin de bulunmasına imkan vardır. Şu halde, mademki ondan daha iyisi vardır, bu karşıma çıkana gönül vermem doğru değildir, o benim sevgilim olamaz. Sen gönülden bütün süretleri, fanî güzellerin hayallerini sür çıkar, çı-kar ki, o süretsizin süreti o güzeller güzeli gönül evine gelsin.
238
"Nasılsın?" diye sordun, nasıl olacak; kulun bildiğin gibidir. Sevdan başında, elim de şakağımdadır. Başımda bir şey dönüp dolaşıyor. Beni düşündürenin, meşgul edenin adını söyleyemiyorum. Fakat o çok hoş, çok tatlı birisidir.
239
Bize hep hatalar yapma, günahlar işleme yazısı yazılmış. Bizim aşkta adımız kötüye çıkmış, aşk rüsvaylığı, divanelik, sarhoşluk hepsi de bizde toplanmış. Ey dost! Mademki zamaneden, yaşayıştan maksat sensin, şu halde şikayete yer yoktur. Mademki sen varsın, her şey vardır.
240
İnle, inle ki bu iniltiyi işiten bir komşun vardır. Bu komşu sana şahdamarından daha yakın olan birisidir. Inle, inle ki, çocuğun inlemesi, ağlaması, süt annesinin sevgisini uyandırır. Her ne kadar, rüh çocuğunu terbiye eden büyük terbiyeci, kendi re'yindedir, seni dinlemez gibi davranırsa da, seni sevdiği için, sana zararlı olacak istekleri yerine getirmese de, sen yine inle, ağla, çünkü ağlamak, aşkı besler, ona sermaye olur.
241
Bunalmış, daralmış gönlümdeki şu fitne nedendir? Aşıkın belini büken, onu çenge çeviren bu aşk nereden geliyor? Bu hasta gönül, bedenimde gece gündüz benim ile onun yüzünden cenk ve cidaldedir, bunun sebebi nedir?
242
Sevgilim dedi ki: "Filan, ne ile diridir? Mademki ben onun canıyım, o cansız nasıl yaşar?" Ben dayanamadım, ağladım... Dedi ki: "Bu defa şaşılacak bi'" şeydir? Ben ki, onun iki gözüyüm, o bensiz nasıl ağlayabildi
243
Bizim cansız sandığımız her zerre, her varlık, her hayal, uyanıklık gibidir ve uyanıklık içindedir. Bu sebeple, bizim neşelerimizden, kederlerimizden dilsiz, dudaksız bize haberler verir, bizi uyandırırlar. "Ey insanlar!" derler, "Hısımlarınız, akrabalarınız arasında ne diye yabancı gibi duruyorsunuz? Ne diye birbirinizi sevmiyorsunuz? Neden birbirlerinizle anlaşamıyorsunuzl Birlik ve varlık aleminden haberi olanlardan habersiz yaşamak kötü bir iştir kötü bir haldir.
"Ruba'îde atomların uyanıklığından bahsediliyor. Bütün kainatın bir birlik halinde olduğunu anlatıyor."
244
Bil ki, senin için bir mağaraya benzer, o mağaranın ötesinde acayib bir çarşı vardır. Herkes, o çarşıda kendine münasib bir iş seçmiş ve bir yar tutmuştur. Bu yar görünmez, gizli, anlaşılmaz bir yardır.
245
Alemde senden daha güzel bir yar, senin yüzünü görmekten daha güzel» bir iş olur mu? Haşa olmaz! îki cihanda da, güzelim, yarim olman bana yeter.! Ben senden başkasını istemem. Esasen, her nerede bir güzel varsa, bir güzelliki görülüyorsa, onların hepsinde senin güzelliğin görülmede, hepsinde senin nü run parlamaktadır.
246
Gönlümde, perileri bile kıskandıran bir güzel mevcutken, bu dünyada, benim gibi neşeli ve mutlu kim vardır? Allah'a and olsun ki, ben neşe olma-dan yaşayamam. Ben gam denen bir şey varmış diye işitiyorum, fakat onun ne olduğunu bilmiyorum.
247
Güzel yüzü perileri bile kıskandıran o, bir seher vakti, ansızın geldi. Benim yanan yakılan harap gönlüme baktı. Acılarına dayanamadı da ağlamaya başladı. Ben de ağlıyordum. Sabah oluncaya kadar her ikimiz de ağlaştık. Sonunda, sabah geldi, her ikimizi de ağlarken görüp; "Acaba bu ikisinden hangisi aşık?" diye sordu.
248
Gözümün biri ayrılık gününden ötürü ağlıyordu. Öteki gözüm, ona;"Neden ağlıyorsun?" diye sordu. Ayrılık günü bitip de sevgiliye kavuşunca, ağlamayan gözüme dedim ki: "Sen mademki ayrılık günü ağlamadın, şimdi sevgiliye bakmaman gerekir."
249
Dün dam kıyısından bize bakan, ya bir meleğin canı, yahut da bir perinin ruhu idi... Onun güzel yüzünü görmeden yaşayan kişi, ölü bir kişidir. Onsuz bır şeyden haberdar, hiç bir şeyden haberi olmamaktan ileri gelir.
250
Gözüm, senin yüzünü gördüğü günden beri, bir an bile geçmedi ki, ayrılık gamınla kan ağlamasın. Sensiz elime bir kadeh alırsam bana zehir olsun;Sensiz yaşamaklığım gerekse, bana bu yaşamak ölüm olsun.
251
Sevgiliye; "Gel!" dedim. 0 öfke ile bana baktı. Ben; "Bu öfkeli bakışın, gönülden değildir, bu bir hiledir! Benden ne diye kaçıyorsun, burada kaçtığınj bir şey mi var?" dedim. Sen aşk yolunda ölmüş bir varlıksın. Bir ölüde utanma duygusu, şundan bundan arlanma duygusu olur mu?
252
Senin varlığın, benliğin, seninle beraber oldukça, emin olarak rahatça oturma, zira senden putperestlik gitmemiştir. Hala benlik putuna tapmadasın. Farzedelim ki, şüphe putunu kırdın, tutalım ki zan putunu akıl baltası ile parçaladın, böylece zandan, şüpheden kurtulma başarısına ulaşınca, bu defa kendine güvenme sana put oldu kaldı.
253
Ney'e dedim ki: Senin canını kim yaktı, kim zulmetti? Kimden feryad ediyorsun? Dilsiz olduğun halde, bu inlemenin, bu ağlamanın, bu şikayetin, sızlanmanın sebebi nedir? Ney bana dedi ki: "Beni bir şeker dudaklıdan kestiler, ayırdılar. Ondan ötürüdür ki inlemek ve feryad etmeksizin yaşamayı ben bilmem."
254
Ey beden eşeği, haberin var mı? Senin sırtında kim var? Sırtında eşsiz, benzeri bulunmayan bir peri var. Bu yüzden sen yere değil, gökyüzünün başına, arşa ayak bas... Öyle birisini taşıyorsun ki, güneş bile bütün ömrünce, bir defa bile onun yüzüne bakmaya cesaret edemedi.
255
Ey can, haberin var mı; sevgilin kimdir? Ey gönül, haberin var mı; senin misafirin kimdir? Ey ten! Sen her türlü hile ile bir kaçamak yolu arıyorsun. Halbuki, o sevgili seni çekiyor. Bak, gör ki, seni arayan kimdir?
256
Ey aşk hastası gönül! Kendine gel, cesür ol. Bugün yiğitlik gösterecek bir gündür. Ben senin aşkına bağlıyım. Yabancı gibi durmanın yeri değildir. Aklın tedbirine, tasarrufuna giren her şeyi bırak, şimdi coşkunluk, divanelik zamanıdır.
257
Varlığa da, yokluğa da yabancılığım vardır. Ne varlığa seviniyorum, ne de yokluğu istiyorum. Fakat her ikisinden de el çekmek insanlık, mertlik, değildir. Gönlümde öyle acayip, şaşılacak var ki, deli olduğum için çıldırmıyorum. Eğer aklım olsaydı, gönlümdeki acayip şeylerden muhakkak çıldırırdım.
258
Aklın sermayesi, divaneliğin sırrıdır. Aşkın divanesi ise, dünyanın en akıllı, en derin düşünceli adamıdır. Bir kimse, ızdırap ve dert yolundan giderek, gönül sırlarına aşina olursa, gönülle tanışırsa, onun kendinden haberi olmaz, hatta kendine karşı binlerce yabancılığı vardır.
259
Hakk yolunda giden erenlere, ayak olmayan baş eksik olsun. 0 gönül ki, candan o sevdaya dalıp gark olmaz, yok olsun... Dediler ki: "Aşıkla maşukun arasına bir kıl bile sığmaz." Bu sebepledir ki, ben bir kıl kesildiğim halde oraya sığamadım.
260
Ey akıl, var git, burada hep aşıklar var. Tek akıllı bile yok. Sen kıl kesil-1 sen, yine burada sığacak yer bulamazsm. Gündüz oldu. Gündüz yakılan her' ışık, uyandırılan her akıl mumu, aşk güneşi karşısında hiç bir işe yaramaz, rezil, rüsva olur.
261
Bu aşk, bir padişahtır, sancağı görünmez. Bu Hakk'ın Kur'an'ıdır, ayetleri, esrarı gizlidir. Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir. Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez.
262
Ab-ı hayat, bizdeki ilahî emanet, su ve topraktan yaratılmış olan balçık ten içinde gizlenmiştir. Bu yüzden görünmemektedir. Nefis de gönlün kapısına mühür vurmuş, sevgiyi hapsetmiştir. Sen, o mührü kopar ve sevgiyi kurtar. Kimden korkuyorsun, utanıyorsun? Sen, gönlünü kurtar, onun görünmeyen yoluna düş, gerçek sevgiliyi bul!
263
Dünyada hiç kimse yoktur ki bir hevesle, deli divane olmasın! Hiç kimse yoktur ki, başında bir sevda bulunmasın. Şevk, istek uyandıran o zevkin ipucu meydanda, sezilmekte, ama, kendi görünmez, gizlidir.
264
Bu bizim sarhoşluğumuz, kırmızı şaraptan değildir. Bizim şarabımız, aşk kadehinden başka yerde bulunmaz. Sen, benim şarabımı dökmek için geldin. Fakat ben, görünmez bir şarabın sarhoşuyum, bu sebeple benim şarabımı görüp dökemezsin.
265
Can kuşunun hep yükseğe doğru uçmaya meyli yoktur. Çünkü onun altı yöne de kanat çırparak uçmasında, yükselmesinde bir mahzur, bir güçlük yoktur. "Ya onu bulmak için hangi yöne uçsun?" diyorsun. Hayır, kendisi nereye uçsun, orada 0 yok mudur?
266
De ki: "Gece oluncaya kadar, bizim gündüzümüze gece yoktur. Çünkü, bizim gündüzümüzün güneşi, aşktır. Aşk mezhebinde aşka yol bulunamaz. Aşk, öyle bir engin denizdir ki, ne kenarı, ne de ucu bucağı vardır. Aşıklar, o denize dalmışlar, batmışlar da onların inlemesi, feryadı; "Ya Rabb!" demeleri duyulmaz.
267
Ah etsem, ah buna yetmez; onun lütfuna karşı bir şey yapmış olmam, onun uğrunda toprak olsam, yerlere serilsem; bu hali sultanım yeter bulmaz. Bütün gece, gölge gibi, her yana secdeler etsem; neden gizleyeyim; ay yüzlüm, bunu da yeter bulmaz. '
268
Büyük kişinin küçülmesi, alçak gönüllü olması küçüklük değildir. Şüphe yok ki, küçülmek, çocukluk etmek, çocuk gibi olmak, kemalden gelir, olgunluk alametidir. Bir baba, çocuk gibi konuşursa, akıllı kişi bilir ki, o baba, çocuk gibi konuşuyor ama, çocuk değildir.
269
Ruh gibi hafif ve latîf olmayan kişi, aşık değildir. Geceleri, yıldız gibi ayın etrafında dönüp dolaşmayan aşık olamaz. Bu sözü benden duy; bu söz boş değil: Rüzgar esmedikçe, sancağın dalgalanmasına imkan yoktur.
270
Güzeller içinde, sevgilim gibi bir güzel yoktur. Onun cihan gibi, yok ol-ması, sonu yoktur. Şaşkının biri çene çalar, lüzümsuz sözler söylerse, ona de ki: "Sen ne dersen de, sevgilimin, bundan daha güzel olmasına imkan yoktur."
271
Cihanda, senin huyundan daha güzel bir huy olamaz. Dünyada hiç bir gönül yoktur ki, senin mahallende oturup kalmasın, kendisini sana adamasın. Baş kılı da nedir ki? Dünyada bulunan bütün insanların başlarını düşünüyorum. Şöyle bir bakıyorum ki, onların hepsi de, senin başındaki saçın bir kılına feda olup gitmiş.
272
Ey gece! Ben senin şarabınla kendimden geçmiyorum. Uykusuzluğum da manasız, boş yere değildir. Uykum, gökyüzüne dönmüş, göklere uçup gitmiştir. Çünkü onu, bu kirli dünyada, suçlarla, günahlarla dolu bu aşağı yerde çok aradım, bulamadım.
273
Azlık, çokluk, zenginlik, yoksulluk, bağlarından kurtulmuş olan kişi, rahattır, mutludur. Böyle bir kişi dünyaya da aldırış etmez, dünya halkının gamına da. Kendi ile de onun zerre kadar yakınlığı kalmamıştır. Onun zerre kadar varlığı ve benliği de yoktur. 0 Allah'tan başka her şeyden
274
Ey can, ey cihan! Her şey gelip geçicidir. Kadîm olan aşktan başka, ne güzel vardır, ne de sakî. Aşık, yokluk Kabe'sini tavaf etmektedir. Aslında, aşık Kabeye mensubdur, Kabe'dendir. Hatta kendisi Kabe'den başka yerden değildir.
275
Ey sevgili, dünyada senin gibi temiz bir varlık yoktur. Senin gibi bir güzel, bir latîf, çevik ve canlı bir dilber bulunamaz. Aşk yolunda bu çeşit ayıplamalar, kınamalar çok olur ve olacaktır. Sen bizimle nasılsın? Dostsun ya bu bize yeter. Bundan başka bizim için korku yoktur.
276
Aşk yolunda bir sır vardır, fakat bir dava, bir yorum yoktur. Çünkü aşkın manadan başka vasfı yoktur. Gerçekten de, aşık fetvaya cevap vermez, bu mesele, yokluk meselesidir, varlık meselesi değildir.
277
Sende bir şey vardır ki, o şey sensiz onu arar. Senin toprağının içinde bir inci vardır ki, o inci, onun madenindendir. Ata o binmiş, top onun çevgeninin önünde. 0 onundur, o onundur, o ancak onundur.
278
Ey şaşırmış gönül! Dosta, candan giden bir yol vardır. Ey yolunu kay-betmiş kişi! Dosta apaçık da, gizli de bir yol vardır. Eğer altı taraftan da senin yolunu keserler, kapatırlarsa da, korkma! Çünkü senin gönlünün derinliklerinden sevgiliye giden gizli bir yol vardır.
279
îmansızlık ve iman cihanından dışarda bir yer vardır. Orası her genç ve toy kişinin, her güzelin yeri değildir. Öyle eşsiz bir yere, bir makama ulaşmak isteyen kişinin, can şükranesi olarak can vermesi, gönül bağışlaması lazımdır.
280
îmansızlıktan ve müslümanlıktan da dışarda bir ova vardır. 0 ovanın ortasında, bizim bir sevdamız bulunmaktadır. Arif olan kişi oraya varınca başını yere kor, secdeye vanr. Çünkü orada ne kafirlik vardır, ne de müslümanlık.
281
Eğer şundan, bundan utanmak gerekiyorsa, insanların ayıplarını, kusurlarını görmemek, örtmek, yer altına gömmek lazımdır. Ayna gibi iyiyi, kötüyü olduğu gibi göstereceksen, ayna gibi katı yüzlü ve olmalıdır.
282
Sünbülde, senin güzel saçlarını kıskanmak, sitem etmek, onları azarlamak düşüncesi yoktu. Onda güzellik aleminde senin saçlarının parlaklığı da yoktu. Sünbül parlaklıktan, güzellikten, bir hayli laf etti, bir hayli kıvranıp durdu ama, senin saçlarının büklümlerini, güzelliğini elde edemedi.
283
Lutfum öyle bir cihan yarattı, öyle bir mutluluk bağışladı ki... Bütün bu tertipleri, bu şaşırtıcı şeyleri, bir nesneye yazdı. 0 yazdığından bu cihan denizine, bir katre damladı. Sonra sonsuz lütuf anbarından tek bir tohum şu varlık sahrasına ekti. îşte cihanda gördüğümüz güzellikler, gördüğümüz nimetler, ihsanlar hep o tohumun feyzinden meydana geldi.
284
Ey güzel yüzüne bütün dünya güzellerinin hasret oldukları güzel varlık! Ey iki hoş kaşının bütün zahidlere kıble olduğu güzel! Ben, bütün beşerî sıfatlarımı üstümden attım, soyundum. Senin o güzellik ırmağına, çıplak olarak dalmak istiyorum.
285
Ey sevgili! Her gönlü uyanık kişi, senin haberlerine aşinadır, senin varlığından haberdardır. Her uyuyan kişi de, senin iyiliğine, ihsanına nail olmuş, lütuf kapında yatmış uyumuştur. Aslında, şu kainatta, görünen, görünmeyen senden başka hiç bir varlık, hiç bir şey yoktur. Fakat korkuyorum da, bu hususta fazlasını söyleyemiyorum.
286
Muvakkat bir zaman, bir iki gün tende misafir olan can ile, öyle anlaşmış, öyle kaynaşmış, dost olmuşsun ki, sana, ölümden bahsetmem yersiz ve manasız geliyor. Fakat, senin çok sevdiğin, bir türlü ayrılmak istemediğin can ise sonunda gideceği konak yerini istemektedir. Konak yeri ise ölümdür, bilhassa ölmeden evvel gelen mutlu ölümdür. Ne yazık ki, canı varacağı yere götürecek olan beden eşeği, yolun yansında, yol ortasında yattı, uyudu.
287
Sevgilim, aşkın gönlüme geldi, sonra neşeli bir halde gitti, tekrar geldi. Bu defa aşk yükünü bırakıp gitti. Giderken, ona dedim ki; "Lütfet, iki üç gün daha kal!" Hemen "Peki" dedi ve kaldı... Şimdi, galiba yerini pek beğenmiş olmalıdır ki, gitmeyi artık unuttu.
288
Aşk şarabının küpünün ağzını örttüm, bağladım, ama, kokusu çıkıp gitti, her yola, her diyara yayıldı. Onun kokusundan, aşık gönüllerin kanı ırmaklar gibi aktı, aktı, çıkıp geldiği ezel alemine doğru aktı.
289
Her tarafı gam kaplasa, bütün insanlar kederli olsalar, aşık olan, aşka sı-kıca tutunan kişi gamsızdır, kedersizdir. Zerreye bak. 0 zerre aşka ayak bastı da, öyle bir hale geldi ki, o zerre bir cihan oldu, iki cihanı da tuttu.10
" Şeyh Galip merhüm, bu ruba'îden ilham aldı da: "Aşıkta keder neyler / Gam halk-ı cihanındır." dedi. Burada aşkın kudreti, insanı ne hale getirdiği
290
Akıl geldi, aşıklara öğüt vermeyi tasarladı, gitti, yola oturdu. Yol kesmeye başladı. Gelen geçen aşıklara nasihat ediyordu. Fakat, aşıkların başında nasihat kabul edecek yer bulamayınca hepsinin ayaklarını öptü, sonra başını alıp gitti.
291
Sen gönül sahibi olmadığından ötürüdür ki, gönül, senin elinden tutmadı, sevgiden nasibini alamadın, sevmek saadetine eremedin, kimseyi sevemedin. Şunu iyi bil ki, gönül kimin elinden tutarsa, o kimse, kirli arzuların çamuruna düşmez, kirlenmez. Bir defa bile, benim gülüm rengi ile, kokusu ile gönül sıfatından, gönül huyundan başka bir huy edinmedi. Benim elimde bir şey yok, ben yokluk içindeyim. Fakat bu yokluk beni her şeyi elde etme yoluna, aşlı yoluna sevk etti.
292
Gönlümün kuşu, şu yemden vazgeçti. Dünyevî istekleri bıraktı. însaf et de doğruyu söyle! 0 gerçekten de çok iyi, erkekçe hareket etti. Gönlü terk edince, benlikten kurtulunca, sevgilisi elini tuttu. Candan vazgeçince cananmı buldu, onun ayaklarına kapandı.
293
Eğer, şehvetin ve nefsin havasına kapılır gidersen, ben sana haber vereyim ki, eli boş, nasipsiz gideceksin. Eğer şehvetten vazgeçersen, bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gideceğini apaçık görürsün.
294
Dedim ki: "Güvercin gibi avucundan uçar kurtulurum." 0, bana dedi ki:"Eğer sen avucumdan uçar gidersen 'gamım' seni hafiflikle, vefasızlıkla suçlar, ayıplar." Dedim ki: "Ben senin uğrunda hor görüldüm, alçaldım, telef oldum." Dedi ki: "Benim uğrumda telef olmak, horlanmak senin için izzettir, yüceliktir, şereftir."
295
Bir kimsenin gönlünde bir gamı olup da, onu sevdiğine açabiliyorsa, açsın, söylesin! Çünkü gönülde bulunan gam, söz ile gidebilir. Fakat gönlümüzde açılan şu acayip, şu güzel gülü düşün ki, onun ne rengini gösterebiliyoruz, ne de gizli kokusunu duyurabiliyoruz.
296
Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim. Bütün kulaklardan gizli olan şeylerden bahsedeceğim. Sana anlatacağım bütün bu sözleri herkesin içinde söyleyeceğim, fakat, senin kulağından başka hiç bir kulak, bu sözleri duymayacak, anlamayacak.
297
"Ben Hakk'ım" diyen Hallac-ı Mansür, o sözü söylemeden önce, Hakk yoluna düşmüş, o yolun toprağını kirpiklerinin ucu ile süpürür olmuştu. 0, kendi yokluğunun denizine daldı, daldı da ondan sonra "Ben Hakk'ım incisini deldi.
298
Herhangi bir kimse ile birlikte oturduğun zaman, rühun zevk almaz gönlün huzur duymaz ve beşeriyyet halinden kurtulamazsan, o kimseni¦ sohbetinden sakın, yoksa ermişler ve aziz varlıkların canları, haklarını sana helal etmezler.
299
Gönül kanatlarını açtın, varlık ovasına uçtun gittin. Senin gönlünün geniş alanında, sonsuzluğunda ova küçüldü, küçüldü, kayboldu, yok oldu Senin gönlüne nazaran ova nedir ki? Yedi gök bile senin gönül denizin açılmış bir avuç gibidir.
"Hz. Ali'nin; "Sen kendini küçük bir varlık sanıyorsun, halbuki sende büyük bir alem gizlidir." sözünü hatırlatıyor. "
300
Gamından gönlüm hasta, yaralı, ağlayıp inlemedeyim. Perişan bir haldeyim, güçsüzüm, dermansızım. Senin derdinden gözlerimden kanlı gözyaşları akıyor. Senin için duyduğum kederden can vermek üzereyim. Fakat, senin gamından ayrılacağım diye daha çok gamlanıyor, daha çok ızdırap duyuyor.
301
Göz, ayrılığımızdan ötürü çokça gözyaşları döküyor. Gönül, hasretlerle, çok çok sizi anmaktadır. Geçip giden zaman, bize döner gelir mi? Heyhat!.. Zaman, hiç geri gelir mi? Heyhat!..
302
, Gökyüzünde, arşta, yüzünün sevdasından velveleler var. Gönülde yanaklarının güzelliğinden bahsedenlerin gürültüleri duyuluyor. Şarabında, can köpüğünün kabarcıkları görülüyor. Gönlün boynunda da sevgilinin saçlarından zincirler var.
303
Ben, öyle bir içkiden içtim ki, ruh onun kadehidir. Öyle bir güzelden mest oldum ki, akıl onun divanesi, delisidir. Yüzünden nürlar saçan bir güzel yanıma geldi, içime öyle bir ateş düşürdü ki, güneş onun pervanesidir.
304
Gönlüm daralmıştır, çok kederliyim. Hakk'a şükürler olsun ki, güzel yüzün imdadıma yetişiyor, bana ferahlık veriyor. Yanaklarının hoş rengi olmazsa bu yaşayışım bana bir zindan hayatı olur. Ayrılığının getirdiği gamdan, kederden içime düşen ateşi, canımın çektiği üzüntüyü, hiç bir gönül, hiç bir ten , yazıktır...
305
Puthanede, sevgilimizin hayali bulundukça, Kabe'yi tavafa gitmek, ayni hatadır. Kabe, eğer ondan gerçek sevgiliden koku vermiyorsa, ateşgededir. Sevgilimizin visali kokusu ile ateşgede, bizim Kabemizdir.
"Bu ruba'î'de, Hakk'ı gönülde bulmak bahis konusudur. Evi değil, ev sahibini aramak, bulmak tavsiye edilmektedir. Yoksa Kabe'yi tavaf, durumu müsait olan her müslüman için dinî bir farîzadır."
306
Sevgilime: "Gönlüm senden bir öpücük istiyor." dedim. "Bizim öpücüğümüzün değeri candır." diye cevap verdi. Bu cevabı duyan gönül geldi ve canın yanına gitti. Gönül, bu hareketiyle ona: "Güzelim! Gel; bu satış, bu değer ucuzdur." demek istedi
307
Ben Hakk'ın mahvıyım, Hakk da benimdir. Hakk'ı sağda, solda, başka yerlerde aramayın. Hakk benim canımdadır. Sultan benim, fakat ben size yanlış görünüyorum. Biri vardır ki, benim sultanımdır, diyorum.
308
Hakk'ı arayanların yolunda akıllı ile deli birdir. Aşk dilinde, akraba ile yalancı birdir. Hakk'ı idrak eden kişinin mezhebinde, Kabe ile put evi birdir.