İşsizlik ve demokratik açılım(5)
Uygulama İçin Tavsiyeler
1- Kurulacak olan Başbakanlığa bağlı TOKA TOPLUMSAL KATILIM İDARESİ’ne bedelsiz tapu devirleri, Bakanlar Kurulu kararıyla veya kanunla gerçekleştirilmelidir.
2- TOKA portföyündeki değerler karşılığında, kademeli olarak yüksek bir tavana kadar yükseltilecek Çıkartılmış Sermaye karşılığı Hamiline Yazılı Senetler ihraç etmelidir.
3- Her bir kuponu mesela 250 TL olacak bu senetlerden en az birer tanesi tüm vatandaşlara vatandaşlık kimlik numarasına göre görevli bankalarca dağıtılmalıdır. Online sistemi içinde yeşil kart sahiplerine öncelik verilerek adil bir dağıtım ve kontrol kolayca gerçekleştirilebilecektir.
4- Devletin bu desteğine ihtiyaç duymayan vatandaşlar, yine Bankalara verecekleri imza karşılığında, hakları olan senetleri seçecekleri bir kuruma devredilebilmelidirler. Böylece sosyal yardım kaynakları çoğaltılmış ve güçlenmiş olacaktır.
5- SPK tarafından Halka açık statü ve Kayıtlı Sermaye sistemine kabul edilecek TOKA ya ait hisselerin, İMKB de serbest satışına izin verilmelidir.
6- Borsada senetlerini hemen nakde dönüştürmek isteyen vatandaşların mağduriyetini önlemek için borsadaki değeri yükselinceye kadar bu senetlerin belirli bir indirimle görevli Bankalarca satın alınması garanti edilmelidir.
7- TOKA’nın yönetimi, tarafsız ve güvenilir uzmanlardan oluşacak bir Yönetim Kurulu tarafından üstlenilmelidir.
8- Böyle bir projenin başlatılması için, geniş tabanlı bir tanıtım ile mutabakat ve siyasi destek sağlanmalıdır.
9- TOKA’nın hedefi, pay sahiplerine yüksek temettü dağıtımı yanında, her sene aktif değer artışı karşılığında ihraç edilecek Bedelsiz Hisseler ile devamlı bir gelir sağlamak olmalıdır.
10- Bazı Kamu özelleştirilmesinde işletmeden çok arsanın değeri esas alınmaktadır. Bu gibi özelleşecek yatırımların, TOKA tarafından daha hızlı ve hakkaniyet içinde değerlendirilmesi, kamuoyunca destek görecektir.
Değerli bir iş adamımız olan Ali Tunga (Rainbow’un temsilcisi)’nın konumuzla ilgili teklifi aşağıdaki alıntı yazısında görülmektedir;
“...konut sektörüyle ilgili bir şey eklemek istiyorum. İspanya'ya bakacak olursanız 4 milyon yabancıya ev satılmış. Ortalama 65 bin Euro'dan hesaplasak 269 milyar euro demektir. Yani neredeyse Türkiye'nin dış borçlarını kapatacak bir rakam. Biz her yıl 20 milyon turistin Türkiye'ye gelmesine ses çıkarmayıp 1 milyon insanın ev almasına karşı çıkmaktayız. Bunu anlamak mümkün değil. Bir turist 5 yılda bir gelir. İspanya'da olduğu gibi yılda 5 kez getirmek isterseniz burada pekâlâ ev alabilmelidir. Bunun için stratejik ortaklar bulmalıyız. Bütün yapmış olduğu konut sektörünün yüzde 20'sini satan İspanyollar bu konuda oldukça tecrübeli bir ülke olarak gözükmekte.
Golf gerçekten 7'den 77'ye oynanacak bir spordur. Pahalı bir spor olduğundan değerlendirilebilir. Örneğin, turizm noktasında dünyada 2 milyon golf tutkunu var. Sadece bunun yüzde 10'nu getirseniz; 200 bin tanesinin bırakmış olduğu gelir 20 milyon turistten çok daha fazladır. Biraz zengin turistleri getirmenin yollarını da bulmamız gerekmekte. Golf de bunlardan birisidir. “ demektedir.
İspanyanın Akdeniz kıyılarını aşırı betonlaştırma hatasına düşmeden, o hatalardan ders alarak bu proje hiç değilse daha az sayılar için yapılabilir. Mesela; Antalya yöresinde veya sağlık turizmi için şifalı suların bulunduğu yerlerde Bu proje kapsamında Araplara başlangıçta 10 000 adet yazlık olarak düşünülebilir. Arapların yaşamına uygun şekilde dizayn yapılır. Avrupalılar için ayrı konsepte başlangıç için bir 10 000 adet yazlık yapılabilir.
Oğuz Güler diye bir şahıs bana bir yazı gönderdi bu yazıyı size özetlemeye çalışayım. Yazı aslında Ruşen Gezici’nin ve Ali Tunga’nın teklifleriyle kısmen örtüşmektedir. Bütün bu projeleri telif etmek mümkün gözüküyor. Proje birazda “Zihni Sinir” projelerini çağrıştırmaktadır ama varsın olsun İspanya bunu hatalı da olsa başarmış görünüyor.
“Avrupa’da % 2 gibi ve özellikle Japonya’da %0,1 gibi faizler çok düşüktür bizde ise %7 gibi yüksektir. Bu %4-6 farktan yararlanarak projeyi oluşturabiliriz. Eğer 29 yıllığına her yıl bir aylık devre mülkte kalmak isterse 75 000 € yu devlet garantisi altında 6 yıllığına bir bankaya yatıracak. Ancak parasının hepsini 6 yıl sonra alacak. Faiz farkı ortalama %5 kabul edilse 6 yılda bu %30 x75 000 €=22 500 € demektir. Bir yılda 6 defa devre mülk olsa her daire 22 500€x6= 135 000 € ya gelmiş olur. Bu durumda bir milyon daire yapılsa ve aylık devre mülk yerine 15 günlük devre mülk(tabii yabancı bu durumda 37 500€ yatıracak) tatbikatı yapılmış olsa bir sene içerisinde takriben 20-30 Milyon turistin gelmesi mümkün olur. Binaların yapılması sırasındaki istihdam ve işletmeye alındığında bunlara hizmet edecek esnaf sanatkârların sayısı hesap edildiğinde projenin ekonomiye ne denli katkısının olacağı ve fevkalade cazip olduğu görülür.”
Bunlardan başka istihdamı kütlesel olarak artıracak proje başlıkları;
- İstanbul’un depreme dayanıklı hale getirilmesi; İstanbul’daki mevcut binaların 1/3 ü olma ihtimali bulunan depremlere dayanmayacağı ifade edilmektedir. Bu binaların ya takviyesi veya yıkılıp yeniden yapılması gerekmektedir. Ne yazık ki bu binaların sakinlerinin birçoğu bunu yapmaya imkânları el vermemektedir. Bunun çözümü rantı yüksek olan İstanbul gibi metropollerde mümkündür. Nasıl mı? İmar planlarında emsali yüksek verip yeni yapıların rantabl olmasını sağlayarak bu yapılabilir. Bize göre böyle bir yapılaşma, yoğunluğu kısmen artıracak ama yeni yapılacak binaların altının araba park yerleri yapılması mecburiyeti yolların genişlemesine meydan verecek şekilde bina yerleştirmelerinin planlaması sayesinde meydana gelen yoğunluğun olumsuz tesirleri kaldırılabilir. Böylece birçok binalar yıkılıp yeniden yapılırken büyük istihdam imkanları oluşacaktır..
- Tarım sahasında Sıcak sulu bölgelerde “ Sera Organize Bölgeleri” süratle oluşturulması
- Güneydoğu’dan PKK belasının kalkmasıyla geniş hayvan yetiştiriciliği yanında aile hayvancılığı da geliştirilebilir.
Son olarak istihdamın önündeki bazı engellerden ve bu engellerin mutlaka kaldırılmasını ifade etmek istiyorum. Mesela Bankacılıktaki durumu “İstihdam Danışma Konseyi’ne sunulan tebliğden” alıp paylaşalım:
-Finans sektörü ele alındığında, ilk göze çarpan, istihdam engeli, banka kredilerinden alınan yüzde beş oranındaki “banka ve sigorta muamele vergisi”
Bankalar, eğer kredileri, yurtiçinde verirlerse yüzde beş oranında vergi ödüyorlar. Yurtdışından aynı krediyi kullandırırlarsa vergi yok. İşte bu nedenle, yerli bankalar, vergiden kurtulmak için yurtdışında şube açıp kredileri dışarıdan veriyorlar. Bu nedenle, yurtiçinde açılacak banka şubeleri, yurtdışında açılıyor. Mevduat dışarıya götürülüyor. Ve böylece başka ülkelere kaynak ve istihdam sağlanıyor.
-Teminat mektuplarından kaynaklanıyor. Türkiye’de bir bankanın, yurtdışında iş yapacak Türk işadamlarına verdiği teminat mektubunun nakde dönüşmesi, yurtiçinde herhangi bir ilçe mahkemesi tarafından tedbir konularak durdurulabiliyor. Bu nedenle yurtdışında, Türk bankalarının teminat mektupları kabul edilmiyor. Yargının yaptığı bu uygulama hem istihdamı azaltıyor hem de diğer ülke bankalarının kârlarına kâr katıyor.
- Bu hususlar bankaların yarattığı istihdama etki ediyor. Nasıl mı? Finans sektörü istihdam yaratmada önemli rol oynuyor. Çünkü AB’de her bin kişiden 6,7’si, Türkiye’de ise her bin kişiden 1,7’si finans sektöründe çalışıyor. AB’de bankaların aktif toplamının, ulusal gelire oranı yüzde 337, Türkiye’de ise yüzde 77 düzeyinde bulunuyor. Finans sektöründe istihdamı engelleyen pek çok yasal düzenleme var. Anlayacağınız, istihdamı engelleyen yasalar, düzeltilirse Türkiye’de hızla büyüyecek olan finans sektörü, istihdama doğrudan ve dolaylı olarak pek çok katkı yapabilecek.
-İnşaat sektöründe İstihdamı engelleyen uygulamalardan biri, lisanslı işçi çalıştırma zorunluluğu. Ama inşaat sektörünün yaklaşık yarısı kayıt dışı. Dolayısıyla belirli bir geçiş süreci tanımadan, lisans, uygulamasına geçilmesi istihdamı engelliyor. Çünkü işveren, sektörün yarısı kayıt dışı olduğu için kayıtlı işçi çalıştırmakta zorlanıyor.
-Türkiye’de yoğun işsizlik yaşayan bir grup ise, dezavantajlılar... “Peki, nedir dezavantajlı gruplar” sorusu aklınıza gelebilir. Cevap “gençler, kadınlar ve engelliler” olarak sıralanıyor. Dezavantajlı gruplar üzerine çalışma yapan Koç Üniversitesi’nden Doç. Dr. İnsan Tunalı, istihdamı arttırmak için Türkiye’de dezavantajlı grupların sosyal koruma içerisine alınması gerektiğini belirtiyor. Türkiye’de sosyal koruma harcamalarının, ulusal gelire oranının yüzde 1,5 gibi çok düşük bir oranda olduğunu ileri sürüyor. Aile yardımları payının, sosyal destekler içerisinde “on binde beş” olması Tunalı’nın tesbitlerinde haklı olduğunu gösteriyor. Tunalı, ailelere yönelik eğitim ve sağlık amaçlı şartlı nakit transferlerinin yükseltilmesinin istihdamı arttıracağını söylüyor. Ekonomide, yüksek oranda kayıt dışı faaliyetin olmasının “istihdam korumasını” azalttığını belirtiyor.
-Bitti-
www.gaziantepgundemi.com |