...
07 Eylül 2010
Salı
Anasayfa Politika Ekonomi Yaşam Kültür Eğitim  Video  İletişim

 

Gaziantep Gundemi Gaziantep Gundemi

12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandumda ne yönde oy kullanacaksınız?
Evet
Hayır
   



demokratik açılım
Salman Kaya: “Solcuya ‘Hayır’ yakışmaz”
söyleşi
Cevat Öneş: ‘Hakkâri, Filistin sokakları gibiydi’
iktibas
Yargısız

Gaziantep Fotoğrafları

Belediyeler

Mesnevi
Mesnevi

 
SGS Kuruyemiş

Jimmy Joker
Jimmy Joker

Uçak Seferleri
THY

IHH İnsani Yardım Vakfı

Kimse  Yok Mu

Deniz Feneri


Uslu Yemeni Ahmet Özuslu

Gaziantep

 

iktibas
toprak.r@hotmail.com
Yazarın Diğer Yazıları >>
Yargısız

Yargısız

Ahmet Altan-taraf

Devlete karşı işlenmiş suçlar diye bir fasıl vardı bizim ceza yasasında.

Ama, “devletin işlediği suçlar” diye bir fasıl yoktu.

Çünkü “devletin işlediği suçları engellemek” gibi bir amaç yoktu.
Tam tersine.

Koramiral Kıyat’ın, HaberTürk televizyonunda açıkladığı gibi, “cinayetlerin işlenmesi için bizzat devletin zirvesi emir vermişti” bir zamanlar.

Güneydoğu’da görev yapan birçok subay ve polis de bu emirlere sorgusuz sualsiz uymuş, binlerce insan sokaklarda vurulup öldürülmüştü.

“Devlet için adam öldürmeye” başlayan subaylarla polisler kısa zamanda birer “mafya elemanına” dönüştüler.

Bir yandan “devlet adına” deyip canlarının istediklerini öldürüyorlar, bir yandan da “bak seni de öldürürüz” diyerek haraç topluyorlar, bir yandan da uyuşturucu kaçakçılığına bulaşıyorlardı.

Kısa zamanda Güneydoğu, Kürtler için bir cehenneme, Türk görevliler için de bir “suç cennetine” dönüştü.

Devlet, kendi eliyle Güneydoğu’da “ölüm mangalarının” dolaştığı, “uyuşturucu kartellerinin” kurulduğu bir Latin Amerika “cumhuriyeti” oluşturdu.

Kürt halkı uzun tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşadı o dönemde.

Devlet ise toprağa gömülmüş bir ceset gibi çürümeye başladı.
Çürüme başladığı zaman çok hızlı yayılır.

Kaçınılmaz olarak yargı da bu çürümeden payını aldı.

Suçlular yakalanmıyor, eskaza yakalanırsa serbest bırakılıyordu.

Devletin ve yargının içindeki “dürüst” insanlar ise gidişattan fevkalade şikâyetçiydiler.

Jandarma Astsubay Hüseyin Oğuz, hayatını ortaya koyarak bu “suç çetelerinin” en beterlerinden biri olan Yüksekova Çetesi’ni ortaya
çıkardı.

Başında bir binbaşının bulunduğu çeteyle ilgili olarak, çete üyelerinden bir itirafçı da olup biten her şeyi anlattı.

Yüksekova Çetesi, on altı faili meçhul cinayetten sorumlu tutuluyordu.

Haraç, gasp, uyuşturucu, “yaptıkları” diğer işlerdi.

Yakalandılar.

Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ağır cezalara çarptırıldılar.

Yargıtay, cezaları bozdu.

Aynı günlerde “çete reisi” olmaktan yirmi beş yıl hapse mahkûm edilmiş olan binbaşı emekliye ayrıldı ve ortadan kayboldu.

Sonra, dava o mahkemeden bu mahkemeye dolaştırıldı.

Sonunda da “zamanaşımına” uğratılarak sanıkları cezalardan kurtarıldı.

Dün, zamanaşımının son günüydü ve biz bu haberi manşet yaptık.

 Bu davanın “asla zamanaşımına uğrayamayacağını” söyleyen hukukçular var ama görünen o ki “yüksek yargı” onların bu iddialarını ciddiye almıyor.

Yüksekova Çetesi davası, buna benzer birçok davanın en ünlülerinden biri ama tek çete ve tek suç değil.

Ortada öldürülmüş binlerce insan var.

MHP eski Başkan Yardımcısı Şevket Yahnici’nin Neşe Düzel’e yıllarca önce söylediği gibi “polis arabalarının eskortluğunda kaçırılmış” tonlarca uyuşturucu var.

Devleti, devlet görevlilerini ve “devlet için işlenmiş suçları” kutsal ve dokunulmaz gören bir yargı var.

Yargı, hesap sormadığında, “devlet için suç işlenebileceğine” inandığında suçu önlemek, insanların hayatını güvenceye almak mümkün değil.

Unutmayın ki Şemdinli’de “kitapçı bombalayan” astsubaylar hakkında iddianame hazırlayıp, bunların “emir komuta zinciri içinde” yapıldığını söyleyen genç savcıyı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, o zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın “emriyle” görevden men etti.

Aynı kurul, bugün de Ergenekon davasını soruşturan savcıları görevlerinden almaya uğraşıyor.

Böyle bir “yüksek yargıya” sahip olduğunuzda Yüksekova Çetesi’nin üyelerini nasıl yakalayıp mahkûm edecek, yeni çetelerin kurulmasını nasıl önleyecek, Şemdinli’de astsubayların kitapçı bombalayıp insanları havaya uçurmasını nasıl durduracaksınız?

12 eylülde yapılacak Anayasa referandumunun en önemli maddelerinden biri, Şemdinli savcısını görevinden atan, Ergenekon’u ve “faili meçhulleri” araştıran savcıları yerlerinden kaydırmaya uğraşan HSYK’nın yapısını değiştirmek.

O yapı değişmeden, “devletin suç işlemesini” engellemek çok zor gözüküyor.

Şimdi söyleyin, bu yapının devamını istiyor musunuz?

Yüksekova Çetesi’nin on altı insan öldürmüş üyelerinin ceza almadan kurtulmalarını istiyor musunuz?

Şemdinli’de olduğu gibi askerlerin rahatça insanları bombalamalarını istiyor musunuz?

İstemiyorsanız, Anayasa değişikliğine “evet” demeniz gerekiyor.
Ya da bu “değişikliğe” karşı çıkar ve Yüksekova Çetesi gibi çetelerin asla cezalanmayacağı bir yapıyı sürdürürsünüz.

30 Ağustos 2010

ahmetaltan111@gmail.com

30.08.2010 23:37
Yazarın Diğer Yazıları >>         
   Sayfa 1
  Bu yazı hakkındaki görüşleriniz
  Adınız soyadınız
  E-Mail adresiniz
  Yorumunuz
   
 

Yazarlar
Ramazan Toprak
Gaziantepliye rağmen Gaziantep için!
Cemal Toptancı
Referandum ve Türkiyeli Kürdler
Doç.Dr. Mehmet Çelik
Tasavvuf ve cihâd
Sinan Karakaş
Midem Bulanıyor
Doç. Dr. Kahraman Emmioğlu
İşsizlik ve demokratik açılım(5)
Şenel Karataş
Irmağın suları aktı artık
Prof.Dr. Nurullah Aydın
Batıyı tanımak ama nasıl!
Prof. Dr. Celaletdin Camcı
Kanserden korunmada beslenme dışındaki diğer faktörler nelerdir?
Coşkun Genç
Makama gölge düşürenler
Zekeriya Efiloğlu
Fitne Uykudadır uyandırana Allah lanet etsin
İbrahim Halil Aycan
Geldim (İbrahim Halil Aycan’a)
Murat Ertütüncü
Anne acısı
Bilge Buldukoğlu
Yatmadan önce bir Antep fırçası..
Abdulmetin Çağlı
MİRAÇ 'ın dünya merhalesi(ısra)
İbrahim Er
Gemi
Mehmet Er
Çarşı aşkımıza karşı
Sevgi Turan
Türkçe yolunda yabancı kelimeler
Sami Arslanoğlu
Türk “Gazze” diye yırtınırken..
Ömer Dönmez
Vatanı için canını veren millet!


Kentsel Haber

http://www.haberyenigun.com/